24 Nisan 2013 Çarşamba

20. YÜZYIL KAZAK EDEBİYATI
Çağdaş Kazak Edebiyatı, 19. yüzyılda başlar. Çağdaş edebiyat kendi arasında:  1. Hazırlık Dönemi (19. yüzyıl) 2. Hürriyet Dönemi (1905-1920 arası) 3. Sovyet Dönemi (1920’den sonraki devir) olarak üç bölümden oluşmaktadır. Bağımsızlıktan sonraki (1991) edebiyat da ayrı bir dönem olarak değerlendirilebilir.1.HAZIRLIK DÖNEMİ: Rusların Kazakistan’ı istilası ile başlar.  Kazak aydınları Rusça öğrenirler ve bu dille yazılan eserler aracılığı ile Avrupa’nın ve dünyanın diğer ülkelerinin edebiyat ve fikir hayatı ile yaşayışları hakkında bilgiler edinirler. Bu şekilde Kazak edebiyatında roman, hikâye, tiyatro gibi yeni türler ortaya çıkar.Hazırlık döneminin en önemli kişileri Abay Kunanbayulı, Şokan Velihanov ve İbray (İbrahim) Altınsarin’dir.


      ABAY KUNANBAYULI
Abay , çağdaş Kazak edebiyatının ve dilinin kurucusu sayılır. Doğuyu ve batıyı iyi tanıyan Abay, 1880’de ilk Kazak ozan ve yazarı olarak ortaya çıkar. Kazak Türkçesini ustaca kullanması, kıvrak anlatımı, halk edebiyatı ve folklor ürünlerini büyük bir başarıyla kullanması ile kendinden sonra gelecek yazarlar kuşağına çığır açar.Abay’ın iki yüzden fazla şiiri, kırk civarında didaktik hikâyesi, dört manzumesi (Maksud, İskender, Azîm Hikâyesi, Vadim) ve çeşitli tercüme eserleri vardır.Kazakistan’ın ve Kazakların en önemli ozanı olan Abay’ın gerçek adı İbrahim’dir. Şiirlerinin önde gelen özelliği sözün az ve öz olması, arka plandaki anlamının derinliğidir. Hangi konuyu ele alsa onu derinlemesine incelemekte, iç sırrına vakıf olduktan sonra yazmakta olduğu için okuyucuyu anlamaya zorlamaktadır. Batı’nın Spenser, Luis Dreper gibi önde gelen fikir adamlarının yanı sıra Lermontov gibi Rusların meşhur şairlerinin kitaplarını tercümesinden okuyan Abay, hakikati hakikat kalıbı içinde, derin olanı da derin kalıbın içinde anlatmıştır. Özellikle şiirlerinde Lermontov’dan derin izler bulmak mümkündür. Abay’ın şiirin tarifini, tanımını yaptığı ve nasıl olması gerektiğini anlatan “Ölen – sözün padişahı, söz anası” isimli şiiridir.


      ŞOKAN VELİHANOV
Şokan , Kazakların tarihini, etnografyasını ve edebiyatını çok iyi biliyordu. O aynı zamanda çok önemli bir seyyahtı, Orta Asya’da dolaşmadığı yer yoktu. Şokan , Kazak ve Kırgız edebiyatı ve halkın sözlü kültür ürünlerini yakından tanıma fırsatı bulmuştu ve bu konularda önemli ilmî araştırmalara imza atmıştı. Potanin, Berezin, Radlov, Alektorov gibi Kazak edebiyatı, Kazak halk edebiyatı mahsulleri üzerine çalışmıştı.Şokan ,  Kostıletskiy, Gontsevskiy gibi aydınlar ona rehberlik ettiler. Onların sayesinde Puşkin, Lermontov, Gogol, Krilov gibi Rus yazarların eserlerini okudu. Resim yaptı, özlü sözler söyledi, sanatını geliştirdi. Topladığı malzeme ile önemli ilmî makalelere imza attı.Manas Destanı’nı yazıya geçirmenin dışında, Kazak Türklerinin çağdaş dünya ile yüz yüze gelmesi için ortaya koyduğu çabalarla tanındı. Manas destanına ayrı bir ilgi gösteren Şokan Velihanov, onu “büyük bir ansiklopedi” olarak değerlendirdi ve “İliada” destanı ile karşılaştırdı. Manas’ta Kırgız edebiyatının bütün sözlü edebiyat ürünlerinin örneklerinin varlığını gösterdi ve Kazak akınlarından yaptığı derlemelerle Şokan nüshası olarak hazırladı. Bu çalışma 1965’te A.Margulan tarafından bulundu ve basıldı.Reformist bir aydın olarak ortaya çıktı. Siyasi görüş olarak da demokratlığı kendine rehber edindi. Bu yüzden Şokan için Kazaklar, Kazakistan’nın ilk demokratı gözüyle bakmaktadırlar. Onun asıl maksadı, kendi yurdunu Avrupa’nın gelişmiş medeniyetine yetiştirmek ve böylece halkı uyandırmak, kendi doğduğu memleketini medenî ülkeler arasına sokmak”tı. Bunu yapabilmek için de Kazak çocuklarının okumaları için okulların açılmasını istedi. Okullar açtırdı ve çocukların Tatarca öğrenmesini sağladı. Eserlerini daha çok Rusça yazan Velihanov’un; Cungarya Oçerkleri, Ablay, Kırgızlar, Çin İmparatorluğunun Batısı, Kulca Şehri, Kazaklarda Şamanizm, Kazak Şecereleri, Kazak Silahları gibi eserleri vardır. Bunların yanında en mühim çalışmalarını Kazak halk edebiyatı ürünleri derlemeleri oluşturur. Sözlü edebiyat ürünleri, cırlar , hikâyeler, masalları derlemekle kalmamış onlara yazdığı değerlendirmelerle yayınlamıştır.


       İBRAY ALTINSARİN
İbray Altınsarin ilk Kazak eğitimcisidir. İbray, zamanının en büyük pedagoji âlimlerinden birisiydi. Kazak çocuklarının skolâstik yani dinî eğitimlerinin yanında fen derslerini almaları için yeni usulde mektepler açtı. Kazak yurdunu karanlık zincirinden kurtarıp, gözünü açıp fikrini uyandırmak için uğraşan bir halk aydını”  olarak bilinen İbray, folklorla yakından ilgilendi.İbray Altınsarin , Puşkin, Lermontov, Gogol yanında Firdevsi, Nizami, Nevai gibi şark edebiyatının önde gelen isimlerinin eserlerini okudu. Ayrıca V. Grigorev ile yakın dostluğu sayesinde onun kütüphanesindeki kitapları okudu. Diğer taraftan İlminskiy’nin gönderdiği kitaplar da onun en yakın dostları oldu.Orenborg’daki eğitimi ve sonrasında Rus aydınları ile yakın alakası onun düşünce tarzının şekillenmesine, hayata bakışına etki etti. Kazak çocuklarının eğitimi meselesine hemen hemen bütün mesaisini harcadı. Açılma ruhsatını 1861’de aldığı Torgay’daki okulu ancak 1864’te açabildi. Realist Kazak nesrinin kurucusu olarak tanınmasına rağmen şiirler de yazdı. İbray, hem nesrinde hem de şiirlerinde “nâdanlıkla” yani “cehaletle” mücadele etti. İlim ile ancak ülkesinin kalkınabileceğine, inanmıştı. İbray, Kazak çocuklarına yönelik eğitim ve okullaşma çalışmalarının yanı sıra ilk kez Kazak Türkçesini resmî yazışmalarda kullanmış ve bu lehçeyle ders kitapları yazmıştır. “Şeşe men bala” yani “Baba ve evlat”, “Nâdandık” yani “Cehalet”, “Edep ve Adildik” yani “Adaletli olmak” adlı hikâyelerinde örnek insan tiplemeleri yapmaya gayret etti.Rusların Kazak Türkleri arasında Hristiyanlığı yayma çalışmalarına karşı çıktı, bu faaliyetleri engellemek için “Şeraitü’l-İslam Müslümanlıktın Tutkası” adıyla bir ilmihal de yazdı.


2. HÜRRİYET DÖNEMİ: 1905 yılında gerçekleşen Rus ihtilâlinden sonra, hürriyet havasından faydalanan Kazak aydınları derhal teşkilatlanıp halkına seslenmiş ve çeşitli basın yayın organları kurmuşlardır.Kazak Türkçesiyle çıkan Sirke gazetesi, İslamcı Aykap mecmuası, Kazakistan gazetesi, Kazak gazetesi, İşim Dalası ve Alaş gibi gazeteler millî şuurun canlanmasında önemli rol oynamışlardır.19. yüzyılın son yılları ile 20. yüzyılın başında ozan ve yazarların en önemli meselesi halkı uyandırmak, cehâletten kurtarmak, ilim öğretmek oldu. Yani eğitim meselesi gündeme getirildi. 20. yüzyılın başında Kazaklarda iki türlü eğitim vardı. Birisi medreselerdeki İslamî tarzda eğitim, ikincisi de Rusça, dolayısıyla dünyevî eğitim. Medreselerde eğitim verenler Buhara, Semerkand, Taşkent, Kazan, Ufa, Orınbor, Troitsk gibi yerlerde okuyan Tatar ve Başkurt mollalarıydi. Asrın başında medrese eğitimi de “kadimci” ve “ceditçi” olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Birincisi eskiden beri devam eden ve Arap harfleri ile yapılan dinî eğitimdi. Yeni tarz eğitimde ise Alfabe değişikliğinin yanı sıra derslerde de farklılık söz konusuydu. Dinî derslerin yanında tarih, coğrafya, matematik gibi dersler de okutulmaktaydı. Bu usulün başını ise Tatar Türklerinden Şehabettin Mercani ve İsmail Gaspıralı çekiyordu. Kazaklar arasında bu usulü yaygınlaştıran Ahmet Baytursınulı oldu. 20. yüzyıl başındaki Kazak akınları bu iki usulde eğitim aldılar.


       AHMET BAYTURSINULI
Abay, İbray ve Şokan gibi Kazak aydınlarının başlattığı yenileşme hareketinin önemli şahsiyetlerinden birisi olan Ahmet Baytursınulı, hem dilci, edebiyat araştırmacısı, Türkolog hem de ozan-yazar olarak Kazak edebiyat tarihindeki yerini aldı. 1913-1918 arasında Kazak gazetesinde redaktörlük yaptı. Bu tarihî görevinde Kazak halkının sosyal ve kültürel meselelerine eğildi, ülkenin kalkınması ve ilerlemesi için yazılar yazdı, sanata ve bilime önem verdi. 1918’de başlayan Alaş Orda hareketini yakından takip etti ve ülkenin kaderini değiştirecek olan ihtilâl sırasında daha önce bu yönde çalışmalar yapan Kazak aydınlarının yanında yer alarak Sovyet Hükümeti saflarına katıldı. Ahmet Baytursınulı’nın üzerinde durduğu en önemli meselelerden biri Kazak alfabesi ve Kazakçanın gramerini hazırlamak oldu. Arap harflerine getirdiği yeni reform, Kazak dil biliminin önemli terminolojisini hazırladı. Kazakçanın fonetiğini, morfolojisini, sen- taksını bir temele oturttu. Kazak mekteplerinin açılması için çaba sarf etti, oralarda okuyacak olan Kazak çocukları için Kazakça okuma kitapları hazırladı.Kazak edebiyat tarihçileri onun bağımsızlık için vermiş olduğu mücadeleyi ve bu mücadele sırasında çektiği sıkıntıları anlatan şiirini Nazım Hikmet’in tanınmış şiirindeki sözleri ile değerlendirirler:Didaktik eserler de veren Baytursınulı, Kırk misal adlı şiir kitabında fabl türünde eserler yazdı. Mesela “At ile eşek”, “Öküz ile kurbağa”, “Kurt ile turna”, “Bülbül ile eşek” bu türde yazdığı şiirlerinin en güzel örnekleridir.


Bu dönemde kitap basımı işi de gelişti. Basılan kitaplar arasında Kazak sözlü edebiyatı mahsulleri, şecireler, dini kitaplar, Şark edebiyatı ürünleri, okuma kitapları, Rusçadan tercümeler veKazak yazarlarının eserleri vardı.Yüzyılın başında gazete ve dergiler de çıkmaya başladı. Türkistan Vilayatınıñ Gazeti 1870 yılında Taşkent’te çıkmaya başladı. Ombı’da da Dala Veleyetiniñ Gazeti yayınlandı. St. Petersburg’da ancak bir sayı çıkabilen Serke adlı gazete Kazak dilinde yayınlandı. Kazakstan Gazeti , Troitsk şehrinde bir sayı çıktı. Kazakstan gazetesi ise iki dilde altı sayı basıldı. Eşim Dalası , Petropavl’da Kazak ve Tatar dillerinde haftada üç gün çıktı.20. yüzyıl başında yayınlanan Aykap ve Kazak gazetesi, Kazak edebiyatının gelişmesine, çeşitli edebî türlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Aykap gazetesi , Troitsk’da çıktı. Gazeteyi çıkaran da redakte eden de tanınmış akın ve yazar Muhammetcan Seralin idi. Gazete Kazak halkını ilgilendiren, mesela eğitim, eğitim şartları, Kazak kızlarının eşitsizliği, başlık parası, Duma’ya temsilci seçilmesi, kitap basım işleri gibi bütün meseleleri tartışmaya açtı.Kazak gazetesi ise Orınbor şehrinde 1913’te yeniden yayınlanmaya başladı. Aslında gazete Mart 1907’de Troitsk şehrinde çıkmaya başlamış, bir sayı çıktıktan sonra öylece kalmıştı. Ahmet Baytursınulı ve Mircakıp Dulatov’un yeniden çıkarmaya başladığı gazete, Kazak topraklarının en büyük özelliği ve aynası olan bilim ve sanatı, medenîliği ön plana çıkardı. İkinci redaktörlüğünü Mircakıp Dulatov’un yaptığı gazetede hem Baytursınûlı hem de Dulatov, yazdıkları yazılar ve yaptıkları tercümelerle, okuma-yazma kurallarını halka öğretme gayretleriyle önemli birer yenilikçi/reformist olarak isim yaptılar. Daha sonra bu iki önemli şahsiyet, dönemin idarecileri tarafından milliyetçi, burjuva ve liberalist, Alaş Orda taraftarı, dolayısıyla da “Halk düşmanı” oldukları gerekçesiyle Kazak gazetesi kapatıldı.Kazak edebiyatının mühim meselelerine ehemmiyet veren gazetede Kazakların eski sözlü edebiyatı, yazılı edebiyatının başlangıcında sözlü edebiyatın tesirine ve Abay Kunanbayev ile İbiray Altınsarın’ın başlattığı yeni devir edebiyatı üzerine makaleler yayınlandı. Özellikle Baytursınulı, gazetenin 39. sayısında yayınlanan makalesinde Abay’ın dönemi için ne kadar yeni olduğuna dikkat çekti. Mircakıp Dulatov da 93. sayıda yayınlanan “Til kural” yani “Dil kuralı” adlı makalesinde Kazak dilinin Arap, Fars ve Rus sözleriyle doldurulmasına, onlarla karıştırılmasına karşı çıktı. Dulatov, Azamat Alaşulı mahlasıyla Aykap gazetesinin 14. sayısında çıkan “Aykapka” yani “Aykap’a” başlıklı şiirinde eğitimin, okumanın önemine dikkat çekerek Kazak halkını eğitime ve gazeteyi okumaya davet etti.Alihan Bükeyhan, Ahmet Baytursınulı, Mircakıp Duvlatulı gibi Kazak aydınları ülkeyi uykudan uyandırıp, onun siyasî fikirlerini yükseltmek için mücadele ettiler. Onlar cehalete, geri kalmışlığa karşı koyabilmenin en mühim yolunun eğitimden geçtiğini biliyorlardı. Dolayısıyla Kazak halkını eğitim-öğretim almaya, okuma yazma öğrenmeye davet ettiler. Rus Çarının tahttan düşmesiyle elde edilen bağımsızlık fikri güç kazandı. 20. yüzyılın başındaki tanınmış Kazak akınlarından biri olan Sebit Dönentayev bu durumu “Bostandık” yani “Hürriyet” başlıklı şiirinde anlatır.Bu maksat üzerine Mircakıp Duvlatov, Ş. Kudayberdiyev, S. Toraygirov, B.Maylin, B. Süleyev, S. Seyfullin gibi Kazak şairleri de şiirler yazdılar. Bu Kazak şairlerinin, Kazak aydınlarının hepsi de Kazak halkının karanlıktan çıkarabilmek için eğitim mecrasına çekmeye çalıştılar, bu yönde eserler verdiler. Bağımsızlığı “Asıgıp tez attandık” adlı şiiri ile karşılayan Saken Seyfullin, onun gökten inmediğini, eşitlik ve özgürlük için mücadele eden yiğitlerin emeği ile geldiğini anlattı:Kazaklar ayrı bir devlet olmak istiyorlardı. Bu fikri gerçekleştirebilmek için de “Alaş” partisini kurdular ve Celtoksan 1917’de Alaşorda hükümetini kurmaya karar verdiler.Kazak aydınlarının bazıları bu fikri desteklediler. Sultanmahmut Toraygırov “Alaş sloganını” yazdı:Daha çok millî konuların işlendiği bu dönemin önemli şair ve yazarları arasında Köpeyoğlı Yusuf Bek, İsfendiyar Köpeyoğlı, Sultanmahmut Toraygırov, Ahmet Baytursınulı, Ömer Karaşi, Şahingiray Bükeyhan,Mağcan Cumabayulı, İsa Baycanlı sayılabilir.


       MİRCAKIP DUVLATOV
St. Peterburg’da çıkan Serke gazetesinde “Castarga” yani “Gençlere” adlı şiiri yayınladı.Ufa’da , Uyan Kazak! adlı şiirler kitabı yayınlandı. Bu kitabında şiirlerini topladı.  Duvlatov, yayınlanan bu kitabı yüzünden eski hükümet tarafından tutuklandı ve hapse atıldı.Duvlatov’un en önemli eseri Bakıtsız Camal’dır. Kazak dilinde roman olarak tanımlanan kitapta yazar, cehalet yüzünden hayatını kaybeden genç bir Kazak kızının yaşantısını dramatize eder. Eserin ikinci bölümünde, yaşanan olayların gerçek olduğunu belirtir.Bu eserin Namık Kemal’in Zavallı Çocuk adlı eseriyle karşılaştırmalı olarak incelenmesi ortaya ilginç sonuçlar da çıkaracaktır.


       MAĞCAN CUMABAYEV
Dönemin bir başka önemli yazarı, medrese eğitimi almış olan Mağcan Cumabayev’dir. Mağcan Cumabayev, Abay’dan sonraki dönemin en tanınmış akınıdır. Arapça, Farsça ve Türkçe’yi öğrenen Cumabayev’in şiirleri Alimcan İbrahim’in yardımıyla Kazan’da basıldı , edebiyat alanında yükselmeye başladı. Vzelod İvanov’un hikâyelerini tercüme eden Cumabayev, Mircakıp Dulatov’u kendisine örnek aldı. “Şolpan’ın günahı” adlı hikâyesini yazdı. Bu yıllarda Mağcan Cumabayev, Kazak hikâyelerinin içinde kadının kaderini psikolojik tarzda tasvir eden ilk yazardır. “Şolpan’ın günahı” da yazarın uzun hikâye tarzında yazdığı tek eseridir. Eserde mutlu bir hayat süren Şolpan ile Sersenbay’ın arası çocuklarının olmaması yüzünden bozulur. Mağcan’ın bu uzun hikâyesi, Muhtar Avezov ve Cusipbek Aymavıtov’un eserleri ile birlikte Kazak edebiyatında psikolojik hikâye ve roman türünün ilk örneklerinden biri olur. Abay’ın Petersburg’da çıkardığı şiirlerini topladı. Abay hakkında şiirler yazdı.Tatar âlimi Alimcan İbrahim, Mağcan’ın şiirlerinin Kazan’da basılmasına yardım etti. Bundan sonra Mircakıp Dulatov onun üstadı oldu. Öğretmen okulunu altın madalya ile bitirdi. İyi bir öğrenci olduğu için “Potanin Vakfı”nın en yüksek bursunu aldı. Moskova’da kaldığı sürede tercüme işleriyle uğraştı. M. Gorki’nin “Sunkar cırı”, Manin-Sibiyak’ın “Akboz at”, Vzevolod İvanov’un Kazak hayatından alınmış hikâyelerini, V. İ. Lenin’in kitaplarını ve makalelerini tercüme etti. Tercümeleri Moskova’da yayınlandı.Taşkent’e geldi. Meşhur “Batır Bayan” destanını burada yazdı. Akan Seri, Bazar Cırav ve Ebubekir Divayevler hakkındaki makaleleri çıktı. Şolpan, Sana dergileriyle Ak col gazetesinde çalıştı. Mağcan’ın reformcu kimliğini göstermesi açısından “Can sözü” şiiri önemlidir.Bunun yanında Mağcan’ın çok önemli ve Türkiye’deki okuyucular tarafından bilinen iki şiiri daha vardır. Bunlardan biri “Alıstagı bavrıma” yani “Uzaktaki kardeşime” adıyla yazdığı ve Birinci Dünya Savaşından sonra millî mücadelenin verildiği yıllarda Türkiye’deki kardeşlerine mânen de olsa destek vermek için yazılmıştır.Mağcan ozan, ata-babasının Türk olduğunu, Turan coğrafyasını aklına getirip, Kazakistan topraklarını ata-mekan olarak Türklerin ve Kazakların yurdu olarak düşünerek tarihî şiirleri olan “Alıstagı bavrıma”, “Oral tavı”, “Turannın bir bavında” ve “Türkistan”ı kaleme almıştır.


3. SOVYET DÖNEMİ: 1920’den başlayarak devam eden dönemdir. 20 Ağustos 1919’da Ruslar, millî hükûmeti yıkarak yerine Kazakistan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurarlar. Böylece Kazakistan’da Sosyalizm ve Komünizmin baskısı altında bir edebiyat ortaya çıkar. Bu yıllarda yeni rejime ayak uyduramayan sanatçılar “Repressiya” denilen 1937- 1938 ve 1939 yıllarındaki katliamlarda öldürülürler. Yeni yetişen nesillere baskı ile resmî ideoloji kabul ettirilir ve bu yolda eserler yazılır. Ancak 1950 yılından sonra resmî ideolojiye tepki olarak millî mirasa sahip çıkma, geçmişin önemli olaylarına ve büyük kahramanlarına karşı ilgi gösterme şeklinde ortaya çıkan akım, bir kısım Kazak halkı ve aydınları arasında millî birlik ruhunu meydana getirmiş ve millî gururu canlı tutmuştur.Bu dönemin önemli edipleri arasında Saken Seyfullin, Muhtar Avezov, Sabit Mukanov, Gabidin Mustafin, Gabid Musrepov, Tahavi Ahtanov, Tahir Cerakov,Abdullah Tacıbayev, Ali Urmanov, Olcas Süleyman, Kalkaman Abdulkadirov gibi isimler önde gelir. Bunlar arasında Muhtar Avezov ve Olcas Süleyman’ın ayrı bir yeri vardır.Muhtar Avezov, Kazak Destanları ve Türkistan Türk Edebiyatı üzerinde bilimsel yayınlar yapmış ve konusunu tarihten alan oyunlar yazmıştır. Abay’ın hayatını belgelere dayalı olarak kaleme aldığı Abay Yolu adlı romanı ünlü olup pek çok dile çevrilmiştir. Olcas Süleyman da son devir edebiyatının en büyük şairidir. Şairin Argamaklar, Yeryüzü, İnsana Eğil, Parisli Bir Kızdır Gece, Seherin Güzel Vakti gibi şiir kitapları vardır. Şairin Fizikçinin Duası, Az i Ya, Yazının Ucu adlı kitapları Türkiye Türkçesine aktarılmıştır.Saken Seyfullin , Beyimbet Maylin , Muhtar Avezov, Gabit Müsirepov , 1917 Ekim İhtilali sonrası ve 1920’li yıllara damgasını vuran Kazak yazarlarından bazılarıdır. Bu genç yazarlar kısa ve uzun hikâyelerinin yanısıra yazdıkları romanlarla dikkat çektiler.


      SAKEN SEYFULLİN
Eğitimciliğinin yanısıra şiir ve düzyazı ile uğraştı. İlk şiir kitabı Ötken Künder (Geçmiş Günler ) ‘dir. İlk hikâyelerinden olan “Cubatu”yu 1917’de yazdı. Bu hikâyesinde yazar, ağlayan bir kıza tesadüf eder. Genç kız istemediği birisi ile zorla evlendirilmiştir. Kıza teselli verirken aynı zamanda bu hâle düşen bütün Kazak kızlarını avutmaktadır. Onları gelecekten ümitlendirmeye çalışır. “Kız çocukları” hikâyesinde ise genç kızlar artık sevdikleri ile hayatlarını birleştirebilmektedirler. Kazak köyünde büyük bir değişim yaşanmıştır. “İki karşılaşma” adlı hikâyesinde ise erkek kahraman, aradan yıllar geçtikten sonra köyün en güzel kızının “başlık parası” için zengin bir ihtiyara satıldığını görür.  Hikâyenin bu ikinci bölümünde evliliğine baş kaldırmış ve halkın önünde kocasından ayrılmış bir genç kadın tasvir edilir. Seyfullin, “Cubatu”daki Müslimayan, “Kız çocukları”ndaki Gülcan ve “İki karşılaşma”daki Cibek karakterleri ile geleceğin bağımsız ve erkeklerle eşit haklara sahip Kazak kadını portresini çizmiştir. Bu da o zamanki Kazak halkı için büyük bir gelişmedir.Saken Seyfullin’e 1936’da Kazak edebiyatına hizmetinin 20. Yılı münasebetiyle Enbek Kızıl Tuv (Emekçi Kızıl Bayrağı) adlı ödül verilir. Orınbor’da basılan Asav tulpar adlı şiir kitabında Kazak şiirine katkısını görmek mümkündür. Saken Seyfullin, yazmış olduğu Tar Col, Taygak Keşû romanı ile o zamanın emekçi yazarı kabul edildi.


Yirmili yıllarda Kazak edebiyatının gelişme şekli üzerinde tartışmalar yapılır. Kazak bir araştırmacı, “şimdiki edebiyatımız çoğunlukla şarva (tarım-hayvancılık) edebiyatıdır. Kazak milliyetçiliğini, hayvan yetiştiriciliğini tasvir etmektedir. Kazaklarda işçi sınıfının varlığına inanmıyoruz. Bizde hâlâ emekçi akın yok. diyerek Kazak edebiyatının alması gereken önlemleri ve gitmesi gereken yönü çizmeye çalışır. Bu da eski hayat tarzı olan tarım ve hayvancılıktan sanayiciliğe, yani çiftçilikten işçiliğe geçiş demektir. Bu durum ise bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi Kazakistan’da da işçi sınıfının oluşturulması gayretinin bir parçasıdır.1920’li yılların ortasında İsa Bayzakov ,Kalmakan Abdukadirov , Abdilda Tacibayev gibi şairler, yeni bir imaj, üslub ve çağdaş konularla Sovyet Kazak edebiyatını güçlendirmeye çalıştılar. Gabidin Mustafin ve Gabit Müsirepov gibi romancılar da yazarların ideolojik eğitiminde ve burjuva ile mücadelesinde önemli rol oynadılar. Cil Kisü (İlk belirtiler) adlı antoloji 1927’de çıktı. Caña Adebiet (Yeni edebiyat) adlı gazete de 1928’de yayınlanmaya başladı. 1934’te Kazakistan Yazarlar Birliği kuruldu. Bu tarihlerde yazar ve şairler de Yazarlar Birliği’nin prensipleri doğrusunda bütün edebî türlerde eserler vermeye başladılar. Saken Seyfullin, Lenin’i anlatan ve halkın bağımsızlık mücadelesini yansıtan şiir ve romanlar yazdı. Beyimbet Maylin de milliyetçiliğine karşı ve Kazak köylerinin kollektifleştirilmesi için yapılan mücadeleyi anlatan Azamat Azamatiç adlı eserini yayınladı.1920’li yılların sonunda Sovyet hükümeti ekonomisini yoluna koymaya başlar. İlk beş yıllık plan kabul edilir. Buna benzer planlar her beş yılda bir yapılır. Bu yüzden bu döneme “beş yıllıklar devri” denilir. Ekonominin planlı ve programlı bir şekilde gelişmesi, Kazakistan ekonomisi ve medeniyetinde de önemli değişiklikler yapar. Sanayileşme başlar. Türkistan-Sibir, Akmola-Kartalı demir yolları, Çimkent korgasın (kurşun) fabrikası gibi büyük işletmeler açılır. Göçebe hayvancılıktan yerleşik hayata geçilir. Kazakistan Yazarlar Odağı’nın (Birliği) ilk toplantısı Almatı’da 1934 yılında yapılır. Birliğin hazırladığı Kazak Edebiyatı gazetesi çıkar. Caña Edebiyat dergisi Edebiyat Meydanı adıyla basılmaya başlanır. Rus dilinde de Literaturniy Kazahstan dergisi çıkar. Sovyet edebiyatının ideolojik istikâmeti ile gelişme yönünü gösterecek bir dizi çare ortaya konulur. Böylece edebiyat tamamen Parti’nin güdümüne girer. Sovyet edebiyatının sanat metodu olarak “sosyalist realizm” belirlenir.Kazak halkının yaşantısını tasvir etmeye çalışan eserlerin o zamanki en önemli meselesi, Kazak köyündeki değişmelerdir. İhtilâlde zengin idarecilere sahip çıkan hükümet, daha sonra yurt içinde fakirleri aristokratlara karşı kışkırtır, zengin olanları da yok etme siyaseti başlatır.Bu büyük değişikliklerin Kazak köyündeki yansımasını tasvir eden Beyimbet Maylin’in povest ve hikâyeleri çıkar. “On beş ev” ve “Kırmanda” povestleri Kazak hayvan yetiştiricilerinin kıtlıktan sonraki hayatlarını tasvir eder. “Gülşara cenge (Gülşara yenge)” ve “Ravşan kommunist” gibi 1917 İhtilali’ni öven hikâyeler yazdığı halde tenkide uğrayan yazarın “Talak (Boşanma)” ve “Şarigat buyrıgı” gibi din karşıtı hikâyeleri bu tenkitlerin biraz hafiflemesini sağlar.


      BEYİMBET MAYLİN
İhtilâl’e kadarki eserlerinde Kazak köylerindeki eşitsizliği ve eski zamanlardaki gelenek-görenekleri tenkit etti.Muhtar Avezov’a göre onun hikâyelerinin pek çoğu devrinin ilk yıllarından itibaren otuzuncu yılların ortasına kadar Sovyet zamanında Kazak köylerinde yaşanan hayatın tasviridir.Maylin konularını ve imajlarını hadiselerin yoğunluğundan alır. Sıradan bir hayat tarzı onun ilgisini çeker. Karışık ve içiçe girmiş durumlara, özellikle derin psikolojik tahlillere ilgi göstermez. Anlattığı hikâyeler genellikle basit ve gerçekçidir. Öyle ki yazarın tasvirleri bütün ayrıntılarıyla aktüaliteyi takip eder.Mesela, “Seyit’in sırrı” hikâyesinde, Sovyetler zamanında durumu iyi olan bir zengin çocuğu Seyit’in hayatını eleştirmektedir. Eserde çalışmayan, babasından kalan zenginlikle yaşamayı öğrenen Seyit, eski feodal düzeni benimsemiş ve yeni düzeni kabullenememektedir. Bir başka eserinde de yazar, İmam Zekircan ile öğrencisi Kaldıbay’ın halktan dini istismar yoluyla para toplar. Fakat parayı nasıl bölüşecekleri, kimin hakkı olduğu konusunda bir fikir birliğine varamazlar:Gabit Musirepov’a göre Beyimbet Maylin Kazak Sovyet edebiyatının çok kabiliyetli temsilcilerindendir. Yazarlığa İhtilâl’den önce başladı. Amacı demokrasi için eserler yazmaktı. Ekim İhtilâli’nden sonra yeni edebiyatın temelini atmaya çalıştı. Sovyet edebiyatının yirmi yıllık tarihinde Beyimbet’in sanat alanında özel bir yeri vardır. Beyimbet’in eserleri yeni hayatın tarihi gibidir.Kazak-Sovyet edebiyatının temel taşını oluşturan “meşhur yazar ve şairler” grubunda nesir ve dram yazarı olarak Beyimbet Maylin’in yeri ayrıdır.


      MUHTAR AVEZOV
Yazmış olduğu Abay Yolu eseriyle Kazak halkının en değerli yazarı olan Muhtar Avezov, İhtilal öncesi Kazak köylerindeki hayatı tasvir ettiği için tenkit edildi. Avezov, sürekli tenkitler yüzünden hikâyelerini yeniden yazmak, değiştirmek zorunda kaldı.“Baybişe-tokal” ve “Karagöz” gibi piyeslerini yazdı. Daha sonra “Kandı azuv” yani “Kanlı azı diş” olarak tiyatro sahnesine konulan “Kökserek” adlı hikâyesi Avezov’un önemli hikâyelerinden biridir. Bu eserinde yazar, yavru iken alınıp köyde büyütülen bir kurt yavrusunun daha sonra köye inen kurtları kovalamak için peşinden gittiğinde “aslı”nı fark ettiğini anlatır. Millî kimlik açısından bakıldığında Avezov’un bu hikâyesi çok önemli ipuçları vermektedir. Kökserek’in yerine Kazak halkını koyan okuyucu Sovyet dönemine ait Sovyetleştirme veya köleleştirme belki de ötekileştirme siyasetini bulabilir.Hikâye Türkiye Türkçesine aktarılmış ve yayınlanmıştır. Abay Yolu ise yazarın üç ciltlik baş eseridir. Birinci kitap 1942’de, ikinci kitap 1947’de yayınlanır. Roman yayınlanır yayınlanmaz Kazak halkının elinden düşmez. Abay yolu, halkın yoludur. Gabit Musirepov’un söyleyişine göre Kazak medeniyet tarihi boyunca böyle bir roman yazılmamıştır. Abay Yolu’nda günümüze kadarki Kazakların yalnızca hayatı, örf-âdetleri değil büsbütün millî ruhu bir araya getirilmiştir.  19. yüzyılın ikinci yarısındaki Kazak sosyal hayatının hiçbir parçası bu kitaplar dışında bırakılmamıştır. Dolayısıyla haklı olarak bu kitaplar için Kazak halkının sosyal ansiklopedisi denilse yeridir. Birinci kitabın başında Abay, şehirden köye döner. Köyünü özlemiştir, fakat gönlü köyü istese de sanki ayakları geri geri gitmektedir. Aradan geçen on yılda sadece Abay’ın başından geçenler, ondaki değişiklikler, fikrî ve ruhani gelişmeler eserde sağlam bir kompozisyon ile verilmektedir. Bu kitap da Türkiye Türkçesine çevrilerek yayınlandı.


       GABİT MUSİREPOV
Aynı dönemin bir başka önemli yazarı Gabit Musirepov’un “anne” hakkındaki hikâyeleri, bu devir edebiyatındaki büyük yenilik olarak kabul edilir. Gorki’nin “Ölümü yenen ana”, “İnsanoğlunun anası” hikâyelerini tercüme edip, Kazak hayatının gerçeği ışığında “Annenin arabuluculuğu”, “Besleyen ana”, “Anaların anası” gibi hikâyeler yazar. “Şugıla” ve “Yassı burun” Müsirepov’un sanatının başlangıç döneminin bittiğini ve usta bir yazar olarak geliştiğini gösteren eserlerdir. Müsirepov’un eserlerinde kadın kahramanlar, Kazak kadınlarının maneviyat bakımından yüksekliğini gösteren birer tip olarak ortaya çıkar. Aklima, Kapiya, Nagima, Natalya gibi tipler ülke ruhunun bitmez kuvvetini, insancıllığını temsil eder. Bunların hepsi annenin ferasetini, güç ve gayretini ortaya koyar.Kazak Sovyet edebiyatının kurucularından biri olan yazar, edebiyat araştırmacısı, Kazak SSC İlimler Akademisi üyesi (1958), Sosyalist Emek Kahramanı (1974), Kazak SSC’nin halk yazarı oldu. 1927 yılından itibaren SBKP (Sovyetler Birliği Komünist Partisi) üyesi oldu. Edebiyata olan hevesi İşçiler Fakültesi’nde iken başladı. İlk eserlerini yine burada okurken yazdı.O sıralarda Saken Seyfullin ile tanıştı ve ondan çok etkilendi. İlk eserlerinden biri, “Tulağan tolkında” (Coşan dalga üzerinde) hikâyesi edebiyat çevresinde hemen farkedildi.Abay gibi Batı ve Rus klasiklerinin sanat tecrübesini, üslubunu araştırdı. Proleter edebiyatın kurucusu olan A. M. Gorki, Müsirepov’u özellikle çok etkiledi. Bu büyük yazarın romantik havası, anneler hakkındaki eserleri Müsirepov’un üzerinde etki yaptı.1930’un başında Müsirepov dram sanatı sahasında eserler yazmaya başladı. ilk piyesi olan “Kız Cibek”i yazdı.Sivil Savaş gazisi Amangeldi hakkında uzun ropörtaj, daha sonra da dokuz bölümden oluşan büyük bir piyes yazdı.  “Kozı Kör- peş- Bayan Suluv” trajedisi Müsirepov’un sanatının en verimli dönemini başlatan eserdir.Yazarın Kazak Soldatı romanı Kazak Sovyet edebiyatını dünyaya tanıtan eserlerden biridir. Oyangan Ölke adlı tarihî romanı Kazak halkının geçmiş günlerini tasvir eden bir eserdir.Kazak SSC’nın Yüksek Şurası’nın Başkanı, 3 defa Lenin, Oktıyabır Revolutsiyası nişanı, 2 defa “Kızıl Tuv” nişanı ile taltif edildi.Müsirepov’un “Yassı burun” hikâyesi, köydeki değişmeye, yenileşmeye karşı koyuşun alaycı bir hikâyesidir. Köy halkı yeni ve farklı bir kültürün temsilcisi olan “domuz” ile tanışır. Yazar bu hikâyesinde iki görüşü birden savunur ve olayı iki cephesiyle ortaya koyar. Kazak-Rus, dolayısıyla, Müslüman-Hıristiyan kaynaşması ve köy halkının böyle bir kaynaşmaya karşı çıkması söz konusudur.


Otuzlu yıllarda edebiyat üzerindeki Parti siyaseti değişir. Edebiyatı kontrolünden çıkarmak istemeyen idareciler, yazarlara uymaları gereken reçeteyi sunar. Bu yılların başında Ermeni asıllı General Goloşekin, Kazak yazarları içindeki milliyetçi ve Alaş Orda taraftarı olanları izlemeye başlar, onların açığını bulmaya çalışır. S. Seyfullin “Türk birliğini” istemekle suçlanır. Diğer Kazak aydınları da bu suçlamaya maruz kalırlar. Yazdıkları eserler için özür dilemeye zorlanırlar. Parti’yi övücü yazılar yazmaları istenir. Bu çeşit uygulamalar Kazak yazarlarını eserlerindeki milliyetçi unsurları çıkarmaya ve eserlerinin milliyetçilik vasıflarını değiştirmeye mecbur eder. Sovyet Yazarları Birliği kurulması kararlaştırılır. Bu şartlar altında gelişen edebî kıpırdanışa kendi gerçekci fikirleri ile destek çıkan yazarların içinde S. Seyfulin, İlias Cansugirov, Sabit Mukanov, M. Avezov ve Al- cappar Abişev de vardır.


       AL- CAPPAR ABİŞEV
Abişev, ilk hikâyelerinden olan “Zeval”i yazdı. Hikâyede, Karagandı işçilerinin bir araya gelip hürriyet yolundaki mücadelelerini, İngiltere’nin hâkimiyeti altında olan işçilerin hayatını tasvir eder. Hikâyede anlatılan olay İhtilal’den önceye aittir. Dolayısıyla, yazar eserinde, İngiltere hâkimiyeti altındaki sistem ile Sovyet dönemindeki sistemi yani iki siyasî sistemi karşılaştırır.  “Kökdavul” hikâyesi, akıllı ve cins bir atın sahibinin hayatını kurtarmasını anlatır. Bu hikâyede de Sovyet döne- mi Kazakistan bozkırlarında Kazak insanı ile Rus halkını temsil eden Andrey arasındaki dostluk ve uyum, birlikte çalışma arzusu vurgulanmaya çalışılır.


1937 yılı geldiğinde bütün yurtta “Halk düşmanlarını” izleme faaliyeti başlar. “Alaş Ordacı-Milliyetçi” olan S. Seyfulin, B. Maylin, İ. Cansugirov yakalanır. M. Avezov, S. Mu- kanov, G.Müsirepov gibi yazarların suçları siyasî suç olarak gösterilmeye çalışılır. Onların izinden yürüyen genç yazarlar takip edilir. Sabit Mukanov ile Gabit Müsirepov Parti’den çıkarılır. Saken Seyfullin , Beyimbet Maylin , Muhtar Avezov , Ciyengali Tilepbergenov , İlyas Bekenov , Gabit Müsiperov , SabitMukanov , Smagul Saduvakasov , C. Aymavıtov ve İlyas Cansugirov gibi genç yazarlar 1920’li yıllarda Kazak edebiyatına damgalarını vurdular. “Sosyalist gerçekçi” Sovyet Kazak edebiyatının kurucuları sayılan bu yazar ve şairlerin çoğu Sovyet hükümetinin çizgisinde yazmadıkları için 1930’lu yıllarda hayatını kaybetti.Beyimbet Maylin de “Estay avılı” , “Gülşara cengey” ve “Ravşan- Komünist” gibi 1917 Ekim İhtilali’ni öven hikâyeler yazdığı halde tenkide uğradı. “Talak” ( Boşanma) ve “Şarigat buyrugı”  gibi din karşıtı hikâyeleri bu tenkitlerin biraz hafiflemesine sebep oldu.


II. DÜNYA SAVAŞI DEVRİNDE KAZAK EDEBİYATI


Moskova’daki idareciler bağımsızlıklarını kaybetmemek için kendilerine bağlı halkları savaşa sokarlar. Bu savaşa Kazaklar da girer. Sovyetler Birliği’nin Avrupa tarafındaki halklarının çoğu ve eğitimciler ile savaşa yaramayan insanlar Kazakistan’a göç ettirilir.Komünist Parti’nin gücü ile ondan önce insanların kafasına zorla sokulan sosyalist va- tanı koruma fikri, halkı canlı tutup savaşı kazanmaya azmettirir. Memleketin bütün eko- nomisi savaşa bağlı olarak yeniden düzenlenir. Savaş dönemi Kazak edebiyatının içeriğini de bu durum belirler. Edebiyat, birliğin, yiğitlik ve fedakârlığın, Parti’nin sesi olur. Almanların baskıcı siyasetini ve saldırısını püskürtmeye, halkı intikam almaya çağırmaya ihti- yaç vardır. Bundan sonra edebiyatın vazifesi, cephede çarpışanlar ile cephe gerisinde çalı- şanları takdir ve taltif etmektir. Bu amaçlar edebiyatın edebî yönünü zayıflatır. Yazarların çoğu daha evvelden yaza geldikleri, araştırdıkları, ilgilendikleri konuları bırakıp kendilerine verilen emirlere uymak zorunda kalırlar.Savaş dönemindeki Kazak edebiyatının oluşumuna bütün yazarlar katılır. S.Mukanov, M. Avezov, G. Müsirepov, G. Mustafin, G. Ormanov, A. Tokmagambetov, E. Tacibayev, Ş. Husa- yinov,Alcabbar Abişev, M. Hakimcanova bunlardan bazılarıdır. T. Carokov, C. Sain, E. Sersenbayev,D. Ebilov, A. Cumagaliyev, K. Amancolov, K. Abdikadirov, K. Bekhocin, B. Bul- kışev, B.Mamışûlı, S. Omarov cepheye giderler. Bunlara cephe gazetelerinin sayfalarında çıkan kahramanlık şiirleri ile tanınan yeni gençler S. Mevlenov, H. Ergaliyev, C. Moldagaliyev, S. Seyitov gibi akınlar katılırlar. Halk şiirinin vekilleri, Cambıl, Nurpeyis, Bayganin, Kenen Ezirbayev, Şaşubay Kaşkarbayev, Nurlıbek Baymuratov, Nartay Bekecanov, Doskey Elimbayev ve diğerleri vatanseverlik havasındaki şiirlerini yazarlar. Kazak yazarları, böylece, tek bir maksada bağlı olarak edebiyatın önüne savaş gerçeğini koymaya çalışırlar.Savaş yıllarında ortaya çıkan edebiyatın içinde M. Avezov’un Abay adlı tarihî romanın birinci kitabı, G. Müsirepov’un “Kazak batırı” povesti, G. Mustafin’in Şıganak (Kuru dere yatağı), E. Ebişev’in Cas Tülekter, G. Slanov’un Canar Tav (Yanar Dağ) adlı romanları ile Safargali Begalin ve A. Abişev’in eserleri vardır.


       ALCABBAR ABİŞEV
Abişev, II. Dünya Savaşı döneminde yazdığı “Sarcan” ve “Tölegen Toktarov” gibi hikâyelerinde Sovyet insanlarının vatanseverliğini, cephedeki kahramanlıklarını anlatır. Özellikle Sovyet kahramanı olan Toktarov’un kahramanlığını detaylı olarak işler. “Baba ve oğul” adlı hikâye, savaş döneminde halkı ve özellikle gençleri cesaretlendirmek için yazılmıştır.Birçok hikâyesi Lenincil Cas ve Adebiyat Meydanı gibi gazete ve dergilerde yayınlandı. Çocukluğundan itibaren işçiler arasında bulunan Alcappar, eserlerinde Kazak işçilerini ön plana çıkarmaya çalıştı.1939-40 yılları Edebiyat ve Sanat dergisinde onun Dostlar adlı romanının bazı bölümleri yayınlandı. Bundan sonra, savaşın sonucunu anlatan Cas Tülekter (Genç nesil) adlı romanını yazdı. Bu romanında yazar Kazak gençlerinin savaştan önceki ve savaş sırasındaki hayatını anlattı. Savaştan sonra toplumsal gelişmeyi anlatan Ülken Colda povesti ve Sahara Savleti adlı romanı ortaya çıktı. Sovyet insanlarının tabiatla olan mücadelesi, Moyınkum ve Betpekdala gibi yerlerin geliştirilmesi, köy medeniyetini şehir medeniyeti derecesine yükseltme çarelerini bu eserlerde önemli problemler olarak ele aldı.Muhtar Avezov ile birlikte Namus Gverdiyesi adlı piyesini yazdı. Alcappar Abişev’in eserleri Sovyet Kazak edebiyatı tarihinde önemli bir yer tutar. Özellikle dramatik eserleri Kazak halkının büyük manevî hazinesidir.


      SAFARGALİ BEGALİN
İlk şiiri “Kazak kızboz balalarına” 1914 yılında Aykap dergisinde yayınlandı. İlk Azamat Armanı adlı kitabındaki şiirlerinde Çarlık hükümetine karşı çıktı. Cılagan Curt Kuvandı (Ağlayan Yurt Sevindi, 1917) şiir kitabında yeni kurulan Sovyet hükümetini övdü.Begalin , Almatı’da Temir Col gazetesinde çalışırken yazdığı fıkralar ve şiirler ile şöhret kazandı. Tav Sırı , Tansık , Kanattı Kazak , Maşinist , Altay Añızı (Altay efsanesi,) ve Kıran Kegi (Kartalın intikamı ) adlı şiir kitapları vardır.“Seyitcan” hikâyesi yayınlandıktan sonra “Köksegen’in gördükleri” adlı hikâyesini yazdı ve sonradan Rus diline çevrilip Moskova’da basıldı. Şokan Velihanov hakkında da “Şokan asuları” adlı bir hikâye yazmıştır. Çocuklar için 20’den fazla kitap yazmış ve Kazak çocuk edebiyatının gelişmesinde büyük rol oynamıştır.Begalin, Cambıl Cabayev’in çevresi, ecdadı, öğrenimi, kişiliği, karakteri hakkında Cambıl Cabayev’in Nesebi ve Hayatı adlı monografisini hazırladı. Halk Şairleri adlı ilmî- edebî divanı yayınladı. Birkaç eseri de yabancı dillere çevrildi. A. Puşkin, M. Lermontov, Mamin-Sibiryak, Leskov gibi Rus şair ve yazarlarının eserlerini Kazakçaya çeviren Begalin, siyasî-sosyal çalışmaları için 2 defa “Kurmet belgisi” (Hürmet belgesi, Takdirname) ile taltif edildi.Begalin’in “Gerçek usta alet seçmez” hikâyesinde, büyük şehirlerden birindeki fabrikada işçi olarak çalışırken zenginlere karşı yapılan ayaklanmaya katılan bir adamın hikâyesi anlatılır. Adam, hapishanede küçük bir kutu yapar. Bu küçük kutu şaheserdir . Ölümünden sonra bu küçük kutu onun adını ve hatırasını canlı tutar, yaşatır.Begalin’in hikâyelerinde koyun, keçi, buzağı besleyen çocuklar, kışın at beslemeye çalışan insanlar vardır. Hayvan, ekim, üretim ön plana çıkar. Tabiat tasvirleri, çocuk terbiyesi, hayvan sevgisi, iyi ve kötü insanların karşılaştırılması Safargali’nin hikâyelerinde göze çarpan ana konulardır. (Gabdullin) Rejimin edebiyata yaptığı etki bu şekilde Begalin’in eserlerinde açık bir şekilde görülmektedir.


II. Dünya Savaşı esnasında ve sonrasında edebiyat üzerindeki kontrol zayıflayınca yazarlar biraz nefes aldılar. Konularını serbestçe seçme imkânı buldular. Muhtar Avezov, Kazak edebiyatının babası sayılan şair ve yazar Abay Kunanbayulı’nın hayatını anlatan iki ciltlik Abay kitabını yayınladı. Abay Yolu adıyla 1952 ve 1956’da iki cilt daha yayınlandı. Bu kitaplarda Avezov, Sovyet döneminden çok önce Kazak aydınlarının uyanışını hazırlayan Abay’ın ideallerine ve 19. yüzyılda Kazak hayatının değerlerine dikkati çekti. İhtilal öncesini idealize etmekle Komünist Parti çizgisinin tamamen dışına çıkan bu roman, 1950’lerden sonra yazılacak olan tarihî romanlara ilham verdi. 1953’te Stalin’in ölümüyle yazarlar biraz daha rahatladılar. Tarihî şahsiyetlerin biyografilerini konu alan romanlar yazmaya başladılar. Sabit Mukanov Şokan Şıngısulı Velihanov hakkında 4 ciltlik roman yazmaya girişti. Mukanov 1973’de ölünceye kadar 1967 ve 1970’de ilk 2 cildi Akkan Culdız adıyla bastırdı.Dikhan Abilev , Akın Armanı ve Arman Colında adlı iki ciltlik kitabını yazdı. Abilev, reformcu şair Sultan Mahmut Toraygirov’un hayatını anlattı.İlyas Esenberlin gibi genç yazarlar ise 19. yüzyıldan daha gerilere giderek tarihî şahsiyetleri ön plana çıkardılar. İlyas Esenberlin 3 ciltlik eserinde 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadarki Kazak tarihini ele aldı. Eserin 1998’de yapılan baskısına Devlet başkanı Nursultan Nazarbayev okuyucular için bir önsöz yazdı. Esenberlin’in bu tanınmış eserinin daha önce üç milyondan fazla basılmış olmasından, otuz dile tercüme edilmiş olmasından bahisle bu son baskının Kazakistan’ın bağımsızlığından sonra yapılan ilk baskı oluşuna dikkat çekti . Eser üç kitaptan oluşuyor. Birinci kitap Almas Kılış yani Elmas kılıç adını taşıyor. İkinci kitap Cantalas yani Hayatta kalma mücadelesi, üçüncü kitap da Kahar yani Kahır adlarını taşıyor. Kazakların tarihine ışık tutan üçlemenin Kazak edebiyat tarihinin en mühim eseri olduğunu belirtmekte yarar vardır.Dükenbay Doscanov , Orta Asya’nın İslam ve İslam öncesi dönemlerini anlatan romanlar yazdı. Zeval romanında, Cengiz Han’ın emrindeki Moğol istilası sırasında Orta Asya Türklerinin çektiği sıkıntıları anlattı.Doscanov’un diğer romanları Otırar , Farabi ve Tabaldırınga Tabın (Kendi EşiğineTapın) İslamın Orta Asya’daki ilk yıllarını ve o dönemin Farabi gibi tarihî şahsi- yetlerini konu aldı. Diğer Kazak yazarlarından Abiş Kekilbayev , Ürker ve Cumabek Edilbayev Türkistan romanında Sovyet dönemi öncesi Orta Asya’yı anlattılar.


STALİN SONRASI KAZAK EDEBİYATI (1956-67)

Yeni hükümet, Stalin’in 1953’teki ölümünden üç yıl sonra, onun döneminde yapılan hataları ve zulümleri sorgulayarak, demokratik kuralları koyma ve uygulama kararı alır. Bu kararın edebiyat sahasına da tesiri olur.Yazarlar, “Edebiyatın gelişmesi yönündeki her türlü yalan teoriler”i sorgulamaya başlarlar. “Sosyalist realizm” denilen mükemmel toplum düzeninin bir hayal ürünü ve yalandan ibaret olduğu Kazak yazarları tarafından vurgulanır. Yazarların hayat ile alakalarını artırma meselesi görüşülür. Daha önce “Halk düşmanı” olarak ilan edilen yazarlara olan güvensizlik ortadan kalkar. Diğer Sovyet Cumhuriyetlerindeki aydınlar gibi 1937-38 yıllarında suçsuz yere karalananlar aklanır ve hakları iade edilir.Kazakistan’da S. Seyfulin, B. Maylin, İ. Cansügirov, S. Şeripov, M. Davletbayev gibi yazarların isimleri ve eserleri edebiyat tarihinde yeniden yerlerini alırlar. Yazarlar nispeten daha serbest yazmaya başlarlar.Bu devirdeki edebi hareketlenmenin ilk belirtisi eserlerdeki artıştır. Yurt tarihindeki önemli hadiseler, eserlerin konuları arasında yer almaya başlar. Yazarlar Kazak halkının ve hayvan yetiştiricilerinin o günkü sıkıntılarını gerçekçi tasvirlerle ortaya koyarlar. Bunun en güzel örneği Tahavi Ahtanov ve onun romanlarıdır.


  TAHAVİ AHTANOV
Tahavi Ahtanov şiir yazarak edebiyat sahasına girer. İlk şiirleri cephede yayınlanan gazetelerde çıkar. Heybetli Günler , Boran  ve Çırağın Sönmesin (Ateşin Sön- mesin) adlı romanlarından ayrı olarak hikâyeler de yazar. Cephe ve cephe ge- risindeki hadiseler hikâyelerinde yer alır. “Savle (Şule)”, “Beklenmedik karşılaşma”, “Kaybolan dost” ve “Küy efsanesi,” unutulan geçmişe bir “veda” niteliğindedir. “Kaybolan dost”ta unutulan eski bir dost ile karşılaşma söz konusu iken “Küy efsanesi” (küy: ezgi) Doscanov’un “Kımız”ında olduğu gibi Kazak kültürünün ayrıntılarına inerek onu canlı tutmaya çalışmaktadır.“Kaybolan dost” hikâyesi, cephede tanışan iki kişinin yıllar sonra karşılaşmasını anlatır. Cephede savaşanlar ya ölürler ya sağ kalırlar. Geride kalanların ise acı çekmekten başka seçeneği yoktur. Kazak kadını da cephe gerisinde çok acı çekmiştir. Cephe, cephe gerisi, dostluk , sevgi ve ihanet hikâyede içiçe örülmüş kavramlardır. “Küy efsanesi”nde ise Kazak kültüründe ve yaşantısında önemli yer tutan “dombıra” ve “küy-küyşi” geleneği işlenmiştir. Yaşlı küyşi Estemes uzun zamandır yeni bir “küy” çalmaya çalışmaktadır. Hikâye Kazak halkı arasında önemli bir yere sahip küy ve küyşinin nasıl yetiştiğini, nelere kâdir olduğunu okuyucuya anlatır. Yazar, romanları ve hikâyeleri sayesinde “Halklar dostluğu” ve “Saygı nişanı” gibi madalyalar kazanır.


Bu dönemde yazılmış bazı eserler Kazak halkının başından geçen tarihî gerçekleri anlatır. Mesela asrın başında, 1916 yılında Kazak halkının bağımsızlık için verdiği mücadele eserlerde yer aldı. Aral balıkçılarının daha önceki hayatı ile eşitlik yolundaki o günkü mücadelesi E. Nurpeyisov’un Kan men Ter (Kan ve Ter) romanında anlatılır. Bu devirde tarihî şahsiyetlerin hayatından alınıp yazılan eserler de ortaya çıkar. D. Ebilov, Akın Armanı ve Arman Yolunda adlı romanlarında 20. yüzyılın başındaki Kazak aydını Sultanmahmut Toraygırov’un hayatını ve eserlerini anlatır.Bu devirde gelişmekte olan Kazak romanının yanında, hikâye türü de gelişir. Safuan Şaymerdenov’un “Mezgil”, S. Omarov’un “Künşırak”, N. Gabdullin’in “Ömür, kımmatsıñ mañan (Ömür benim için kıymetlisin),” E. Tarazi’nin “Kuyrıktı culdız”, A(biş) Kekilbayev’in “Bir şökim bult”, Ş. Murtaza’nın “Tabılgan teñiz (Bulunmuş deniz),” “Belgisiz soldattıñ balası (İsimsiz askerin çocuğu),” B(erdibek) Sokpakbayev’in “Menim atım Koca (Benim adım Koca),” R. Toktarov’un “Bakıt (Baht),” C. Moldagaliyev’in “Can erke,” K. Iskakov’un “Koñır küz edi” hikâyelerinin önemli bir yeri vardır. Bu eserlerde Sovyetler Birliği döneminde çok bahsedilmeyen insanın kendi sırları, ruh âlemi, ahlakî problemleri bütün yönleri ile edebî şekilde tasvir edilir.B. SOKPAKBAYEV, hikâye ve romanlarındaki olayları kendi hayatından seçer. “Ben nasıl evlendim?” hikâyesindeki kahramanı Bekadil isimli gazeteci, nasıl evlendiğini anlatmaktadır. “Anne yüreği” hikâyesinin kahramanı ise Balkiya annedir.  Bu hikâyelerde Sokpakbayev, Kazaklar ile Ruslar arasındaki dostluğun pekişmesine özen gösterir. İnsanî duygular ön plana çıkarılarak dostlukların geliştirilebileceği mesajını verir.
SAFUAN ŞAYMERDANOV ise insanlarda görülen mal-mülk düşkünlüğünü gözler önüne seren eserler yazar. Bazı eserlerde, insanların maddî şeylerin kulu olmaları neticesinde, manevî fakirliğe düşmeleri anlatılır. Şaymerdanov, “Hayat nuru” hikâyesiyle “Selin çabukluğu” adlı hikâyesinde dünya malını çok seven insanları anlatarak onları tenkid eder.  “Selin çabukluğu”ndaki kahraman Şarban, deprem sırasında bile çoluk çocuğundan önce evindeki yemek ve bardak takımlarını korumayı düşünmektedir. Yazar, diğer eserlerinde de insanlığın haysiyetinden, şerefinden söz eder, bu özelliklerin yayılması, benimsenmesi için çaba gösterir. Bir başka Kazak yazar Şerhan Murtaza, H. Anderson’un masallarını, C. Aytmatov’un “Botagöz” hikâyesi, Elveda Gülsarı romanı ve Mustay Kerim’in “Bizim evin sevinci” hikâyesini tercüme eder. Murtaza’nın hikâyelerinde özlem, sevinç, ümit gibi okuyucunun yüreğini zıplatacak heyecanlar ile acı, keder gibi insanın yüreğini sızlatacak duygular işlenir. Moskova’da gazetecilik eğitimi alan ve 1950’li yıllarda edebiyat sahasına giren Ş. Murtaza’nın İnşaatçı Dakuv adlı kitabı neşredilir.1963-77 yılları arasında ise “Bulunmuş deniz,” “Bulutsuz günün şimşeği,” “İsimsiz askerin çocuğu,” “Silahsız savaş” gibi hikâyeleri yayınlanır. Kırkbir Yılının Gelini adlı hikâyeler kitabı ise daha sonra çıkar. Yazar kitaba adını veren hikâyesi ile Kazak halkının savaş yıllarında yaşadığı sıkıntıları gerçekçi bir tarzda tasvir eder. “Bulunmuş deniz” hikâyesinde savaş sonrası dönemde insanların dostluğunu, birlikte tarlalarda çalışmalarını ve zor günlerde birbirlerine yardım etmelerini anlatır. Hikâyelerindeki ana tema, “iyilik, yardımseverlik, vatanseverlik, büyüklere ve ölenlere saygı”dır. Yazar, iyi insanların örnek alınmasını ister.


Genç yazarlar bu şekilde yenileşme devrindeki edebî hikâyenin gelişimine katkıda bulunurlar. Hikâyenin meşhur kalemi G. Müsirepov yeni hikâyeler yazar. “Söz yok, onun izleri” adlı hikâyesinde insanlara barış, namus ve vicdan gibi kavramları hatırlatır. 1956’da yazdığı “Etnografik hikâye” adlı eserinde gençlik yıllarını ve faal olarak katıldığı “yerleşik hayata” geçme sürecini anlatır.


1950’li ve 60’lı yılların başında, Ekim İhtilali ile birlikte kaybedilen millî ve tarihî değerlere doğru bir dönüş vardır. Bu dönemin yazarları, şehir ve köy hayatı, geçmişi ile bugünü arasına sıkışıp kalmış, bölünmüş Kazak aydınının ıstırabını hikâyelerinde işlerler. Buna en güzel örnek, savaş yıllarında doğan ve 1960’dan sonra yazmaya başlayan Dulat İsabekov’dur.İlk hikâyeleri 1960-75 yılları arasında yayınlanan ve Kazak edebiyatında daha çok hikâyeleri ile meşhur olan D. İsabekov, kahramanlarını yetişkin insanlardan seçer. Onların davranışlarını irdeler. Buna rağmen genellikle küçük çocuklara hitap eder. “Yaşlı kadınlar” hikâyesinde, bütün varlığı iki koyun, bir keçi, ala bir kedi ve bir enik olan yaşlı nine ile henüz okula bile gitmeyen torununun dostluğu vardır.


BAĞIMSIZLIKTAN ÖNCEKİ SON DÖNEM KAZAK EDEBİYATI (1968-90)


Bu devirde Kazak edebiyatının önemli eserleri roman türünde görülür. Uzun bir aradan sonra 1984 yılında G. Müsirepov’un Oyangan Ölke (Uyanan Ülke)’sinin ikinci kitabı Cat Kolında (Düşman Elinde) adıyla çıkar. M. Avezov’un katkısıyla tarihî roman çok hızlı bir şekilde gelişir. Halkın geçmiş tarihi, onun önemli vakaları, bağımsızlık fikirlerinin yayılmasına katkıda bulunur. İ. Esenberlin, M. Magavin, K. Segizbayev, A. Kekilbayev, S. Mu- kanov, E. Elimcanov, S. Cunisov, D. Ebilov, S. Smatayev, Ş.Murtaza, Z. Akışov, C. Molda- galiyev, D. Doscanov gibi yazarlar eser verirler. Romanın yanı sıra hikâyede de tarih ve Kazak örf-âdetleri ön plana çıkmaya başlar.Dükenbay Doscanov’un “Kımız” hikâyesi tarihi bir geleneği sağlamlaştırma gayretidir. “Kımız”ın farklı yapılış tarzı hikâyenin basit kurgusudur. Önemli olan kımızın hazırlanışındaki ayrıntılardır. Kültür ayrıntılarda yaşar. Okuyucu kültürdeki detayları öğrenmekle “öğrenme” ihtiyacını da karşılamış olmaktadır.


      MUHTAR MAGAVİN
Orta Asya ve Kazakistan Üniversiteleri öğrencilerinin temsilcisi olarak Semerkant’ta “Abay ve Şark Edebiyatı” konulu bir tebliğ sunan Muhtar Magavin, edebiyatçılığının yanında iyi bir araştırmacıdır.  “Er Targın Cırı ve Kazak Eposunu Araştırmanın Bazı Meseleleri” konulu diploma tezini hazırlayan Magavin, Kazakların akın ve cıravlarını da araştırır. “15-17. yüzyıl Kazak Akın-Cıravları” başlıklı monografiyi hazırlar. Kazak edebiyatını 17-18. yüzyıldan başlatan genel görüşün aksine bu edebiyatın daha önceden başladığını iddia eder. Kopuz Sarını adlı kitabında ilgi çekici deliller ortaya koyar. Beyaz Kar ve Kök Munar romanları onu takip eder. “Ömür cırı (Ömür türküsü),” “Şeşe (Anne),” “Bir atanın balaları, (Bir babanın çocukları)” “Cılandı caz (Yılanlı yaz),” “Cüyrik (Topal),” “Tazının ölümi” gibi uzun hikâyelerinin yanısıra, “Keşkurım (Yatsı vakti),” “Ayel mahabbeti (Kadın sevgisi),” “Yanılısu (Yanılma),” “Sentyabr,” “Kütpegen kezdesü (Beklenmedik karşılaşma)” gibi kısa hikâyeleri vardır.Arşivlere dayanarak “tarihî roman”lar yazan Magavin’in kendine has bir yazma tekniği vardır. Okuyucu onun kahramanları ile yaşar, onlarla beraber sevinir veya üzülür. Kişinin iç dünyasını, ruh hâlini tasvir ve tahlil eder.“Sentyabr” (Eylül) hikâyesinde Aytpay adında bir ihtiyar adam şehrin dar evinde kendini dört duvar arasına kapatılmış hisseder. Torunlarını sevmek ister. Fakat şımaracakları korkusuyla oğlu ve gelini bu davranışını hoş karşılamazlar. İhtiyarın bu durum karşısındaki iç sıkıntısı ve düşünceleri tasvir edilirken, onun alçak gönüllülüğü, ruh güzelliği de verilir. Ama asıl verilmek istenen, geçmiş ile halihazırın çatışmasıdır. “Ayel mahabbeti” adlı hikâyede Batima adlı genç bir kadının sevgilisinden ayrılması konu edilir. Anlaşamayan iki genç ayrıldıktan sonra birbirlerine olan sevgilerinin köklerinin ne kadar derinde olduğunu anlarlar. Abiş Kekilbayev’in “En mutlu gün” hikâyesindeki lirik ton sıradan bir köy hayatı için derin sevgiden kaynaklanır. Olağanüstü hiç bir şey yoktur. Hayat, eğlenceleriyle, zıtlıklarıyla devam eder. Kekilbayev, karakterleri vasıtasıyla insanların iç dünyasını keşfetmeyi başarır. Bu da takdir görür. “Esbolay” hikâyesinde Esbolay adlı ihtiyar, yaşadığı köyde hep adalet arar ve bütün köylülerin adalet içinde yaşamasını ister. Bu sebeple başına işler açılır. “Gerekli adam”da Sarsenov’un inceleme yapıp onu kitap haline getirmek isteğiyle şehre gitmesi ve orada karşılaştığı zorlukları çözmesi anlatılır.


      KADİRBEK SEGİZBAYEV
İlk hikâyeleri 1968’de yayınlanmaya başlayan Kadirbek Segizbayev, eserlerinde daha ziyade insanlar arasındaki davranışları, fazileti, cömertliği, kardeşiliği, konukseverliği ön plana çıkarır. Kazakların örf ve âdetlerine olan düşkünlükleri, mesela at sevgisi, ağırlıklı olarak eserlerinde tekrar edilir. “Dak (Leke)” hikâyesinde Kazakmisafirperverliği anlatılır. Çok küçük bir köye gelen Turap ve Rus eşi Nadya bu durumla karşılaşınca şaşırırlar. “Mahabbet (Sevgi)” hikâyesinin kahramanı dört arkadaş hocalarını ziyarete gitmektedirler.  “Arkarkara”da ise oğlunun ölümünün acısını çeken ihtiyar bir adam anlatılır. Oğlunun ölümüne sebep olan atı öldürmeye ve etini yemeye yemin eder. Fakat ihtiyar bunu yapamaz.


Romana paralel olarak povest/hikâye türü de gelişir. Bu yıllardaki Kazak hikâyelerinin en güzel örneklerini yine Gabit Müsirepov yazar. “Görülmemiş benzerlik” hikâyesi onun önemli eserlerinden biridir. Müsirepov’dan başka 70-80’li yıllardaki hikâyeyi yine genç yazarlar sırtlarlar. Onların içinde daha önce edebiyat sahasına girip biraz tecrübe kazanan Ş.Murtaza, E. Tarazi, A. Kekilbayev, M.Magavin, M. Sundetov ile E. Sarayev, O. Bö- keyev, S. Elubayev, O. Sersenbayev, Tölen Abdibekov gibi yazarlar vardır.T. Abdibekov, son yıllarda yetişmiş Kazak yazarlarındandır. Eserlerinde insanın davranışı, yaratılışı ve çevresi ile günlük hayattaki ilişkileri felsefî derinliği ile ele alınarak işlenir. Kahramanların ruh dünyası ve maneviyatı, duygu-davranış birliği Kazak romanında psikolojik tahlil metodunun gelişmesine katkıda bulunur. Fantastik bir hikâye olan “Hakikat” insanın psikolojik tahlilidir. Telepatik özelliği olan hikâye kahramanı Robert üzerinde denemeler yapılır.  “Baba” hikâyesi ise Saylav adlı gencin, ölüm döşeğindeki babası hakkındaki düşüncelerini anlatır.Bu hikâyede olduğu gibi genç Kazak yazarları son dönemde yazdıkları ve tarihî roman yazma geleneği ile başlayan, geçmişle barışma sürecini devam ettirmektedirler. Kazak aydını ve yazarı zengin geçmişini eserlerinde bol bol işleyecek gibi görünmektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte hikâyelerin konusunda da değişmeler görülür. 70 yıllık dönem tenkit edilir. Tenkidin merkezine de Kazak aydınları yerleştirilir. Yani Kazak aydını, öz eleştirisini yapar. Sultanali Balgabayev “Kuma kadından doğan büyük lider” başlıklı hikâyesinde Kazak tarihçilerini alaycı bir şekilde tenkit eder. Hiç bir ciddî araştırmaya dayanmadan yazılan kitaplardaki iddialar komiktir. Tarihçilerden biri Lenin’in aslında bir Kazak olduğunu ispatlarken, diğeri Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Clinton’ı Kazak olarak göstermeye çalışır. Son yetmiş yılda yapılanların ve yazılanların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini okuyucuya hatırlatır. Bu hikâye bağımsızlıktan sonra yazılan ve bundan sonra da yazılacak olan hikâyelere örnek teşkil edecek niteliktedir.


KAZAK TİYATROSU


20. yüzyılın başından itibaren ortaya çıkmaya başlayan yeni edebî türler arasında tiyatro eserleri de göründü. Kazak Sovyet edebiyatının oluşmaya başladığı bu yıllarda B. Maylin, İ. Cansügirov, S. Mukanov gibi yazarlar roman ve şiir ile birlikte tiyatro eserleri de yazdılar. 1929 Aralık’ta yapılan Kazakistan Ölkelik Parti Komitesi’nin düzenlediği toplantıda tiyatro meselesi tartışıldı. Sosyalist gerçekçiliği gösteren, yeni devri öven piyesler yazılması tavsiye edildi. Daha evvel yazılmış olan piyesler bu şekilde sahnelenmeye başladı. Mesela, B.Maylin’in “Maydan”, İ. Cansügirov’un “Kek”, K. Bayseyitov ile C. Şanin’in “Tartıs” adlı piyesleri sahnelendi.1 Kasım 1931’de Kazakistan Ölkelik Parti Komitesi “Kazak drama-tiyatrosunun durumu ve meseleleri” konulu toplantıda bazı kararlar aldı. Sanatçıların yetiştirilmesi, büyük yerleşim birimlerinde tiyatrolar kurulması kararlaştırıldı. 8 Eylül 1933’te Halk Eğitimi Komiserliği’nin kararlarıyla vilayet merkezlerinde tiyatrolar açıldı. 13 Ocak 1934’te Almatı’da açılan müzik stüdyosunda “Ayman-Şolpan” müzikali sahnelendi. Semey’de , Aral ve Çimkent’te tiyatrolar açıldı. Gabit Müsirepov’un “Kız Cibek”i sahnelendi. M. Avezov’un “Tas Tültekter”, “Alma bağı”, “Şekara”, İlyas Cansügirov’un “Türksib” ile “Min de şap” eserleri ortaya çıktı.1930’lu yıllarda tiyatronun gelişmesine en çok emeği geçen Beyimbet Maylin oldu. “Bizdiñ cigitter”, “Calbır” ve “Amankeldi”de bağımsızlık mücadelesinde kolları sıvayan gençleri anlattı. Bu dönemde M. Avezov’un L. Soholev ile birlikte yazdığı tragedyası önemli yer tutar. Avezov, piyes yazmakla kalmadı, aynı zamanda tiyatro eleştirmenliği de yaptı. Yazdığı ilmi yazılarla tiyatronun gelişmesine hizmet etti.Kazak tiyatrosunun gelişiminde Sheakesper, Molier, Goldoni, Puşkin, Gogol, Ostrovski, Pogodin, Kirşon, Furmanov, Trenev’den yapılan tercümelerin de tesiri oldu.II. Dünya Savaşı yıllarında Kazak drama yazarları savaşı anlattılar, halkın milliyetçi duygularını harekete geçirmeye çalıştılar. A. Abişev’in “Nayragay” ve Ş. Hüsayınov’un “Curtın süygen cürek” piyesleri Sovyet insanının düşmana karşı koyuşunu, vatanı korumaya girişenlerin kahramanlıklarını ve halkın kendi iradesiyle cepheye gidişini tasvir etti. Bu konuda M. Avezov ile A. Abişev’in “Namus gıvardiyası” önemli bir rol oynadı. Yine savaş yıllarında V. Wolf ’un “Proffesor Mamlük”, A. Kron’in “Flot ofitseri”, W. Sheakesper’in “Asavga tusav” adlı piyesleri de Kazak diline tercüme edilip sahnelendi.II. Dünya savaşından sonraki (1945-1955) Kazak dramasında savaş, laytmotif olarak kullanıldı. A. Abişev’in “Dostık pen mahabbat” , “Bir semya” , G.Mustafin’in “Milliyoner” , A. Tacibayev’in “Gülden dala” , Ş.Husayinov’un “Köktem celi” piyesleri buna örnektir. Bu piyeslerin çoğu kolhoz hayatını anlattı. G. Müsirepov’un “Amankeldi” , M. Akıncanov’un “Ibıray Altınsarin” , S. Mukanov’un “Şokan Velihanov” piyesleri tarihi konuları ve şahsiyetleri işledi. Puşkin’in , Lermontov’un , N. Nekrasov’un eserleri, T. Şevçenko’nun , A. Çehov’un üç ciltlik eseri tercüme edildi.1956-1975 yılları arasında Kazak dramasının gelişmesinde Muhtar Avezov, Gabit Müsirepov, Sabit Mukanov, Saken Seyfullin, Beyimbet Maylin veAbdilda Tacibayev’in emeği geçti. “Kız Cibek”, “Er Targın” gibi Kazak drama turgiyasının klasikleri Moskova’da sahnelendi ve büyük üne kavuştu. Kazak drama turgiyasının oluşmasında Rus ve dünya klasiklerinden yapılan tercümeler ve onların sahnelenmesi önemli rol oynadı. M. Avezov’un tercümelerinin yanında Ş. Husayinov’un “Kıyın tagdırlar” piyesi ile Tahavi Ahtanov’un “Kütpegen kezdesü” adlı piyesi devre damgasını vuran eserlerdir. T. Ahtanov daha sonra “Ant” adlı tarihî dramasını yazdı.

Hazırlayan:Derya Deniz
sonraki onceki anasayfa

0 yorum:

Yorum Gönder